14 Kasım 2007 Çarşamba

ÖMRÜMDEN ÖMÜR GİTTİ

Bugün on bucuk gibi oğlumun okulundan hemşire aradı, bal böceğim biraz kusmuş, sonra da fenalaşmış, o anda bilinç kaybı olmuş dedi. Okul doktorunu arayıp bilgi vermişler, doktor, acile götürsünler demiş. Herhangi bir enfeksiyonu var mıydı, genel durumu evde nasıldı diye sordu, hemen hazırlanıp çıktım. Allahtan okulun binası hemen arkamda, bu arada esimi arıyorum ne odası, ne de cebi cevap vermiyor. Okula gittim hemşire ve öğretmenleri durumu özetlediler, oğlum gayet iyiydi, koşarak geldi anneee bak parmağıma batticon sürdüler dedi, öğretmeni hemen o, önemli değil diye geçiştirdi. Eğilip baktım, tırnağının hemen yanında şeytan tırnağı gibi bir şey olmuş da oradaki bir parça et çekilmiş, kopmuş gibi görünüyordu. Olayı anlattılar: Boyama yaparlarken oğlum durgunlaşmış, öğretmeni yanına gittiğinde yüzünün bembeyaz olduğunu görmüş, ayni anda kusmuş ve kendinden geçmiş. Parmak uçları ve dudakları morarmış, bir sura hiç bir şeye cevap vermemiş. Hemşire ben geldiğimde düzelmişti dedi. Hemen çocuğu alıp acil yerine çocuk kliniğine götürdüm, bu arada eşime ulaşamıyorum, neyse bildiğim iyi bir prof vardı ona gidip, anlattım böyle böyle olmuş dedim, fizik muayene yaptı güzelce, Ateş yoktu, düşme çarpma her hangi bir şey olmamış, kahvaltıda yumurtalı ekmek, kaşar peyniri ve süt verilmiş. K. Bey fizik muayenede her şeyi iyi buldu, nörolojik ve kardiyolojik bir sorun olabilir mi diye düşündük. Kalbini dinledi, kalp atışları normaldi, hemogram değerine bakalım, herhangi bir enfeksiyon var mi dedi. Bu arada en önemlisi arkadaşlar çocukta ense sertliği olup olmadığını kontrol etti. Bunun için çenesini göğsüne değdirmesini istedi,. Belli hareketler yaptırdı, parmağını göz ile takip, kolları iki yana açma, eğilme kalkma gibi, havale üzerinde durduk sonra bazen ateş olmadan da havale geçirilebiliniyormuş. Bu nedenle çocuk nörologlarının görüşünü istedi. Kan verdikten sonra eşime ulaşabildim. İlk anda K. Beyden korkulacak bir şey olmadığını öğrenince biraz rahatlamıştım. Bu kez çocuk nörolojisinden bir nörologa gittik. EEG çekimi de yapılsın, şüphe kalmasın dedi. EEG çektirdik. Çok şükür tüm tetkikler temiz çıktı. Ne oldu, niçin kustu, niçin bilinç kaybı, senkron yaşandı diye düşünürken nörologa parmağını gösterdi. Ne oldu buraya dedi doktor, kanadı dedi, batticon sürdü öğretmenim dedi, ve çok şükür olay aydınlandı. Parmağı kanadıktan beş dakika kadar sonra kusma ve fenalaşma görülmüş.
Büyük ihtimalle benim oğluşu kan tutmuş, diğer bir nokta ise Batticon içeriğinde IYOT bulunması sebebi ile alerjik bünyelerde bu gibi reaksiyonlar verebiliyormuş. Herkeste kullanılmazmış. Dikkatli olunması gerekirmiş. Bildiğim kadarı ile allerjik bir tepkisi yoktu ama bunu da öğrenmiş olduk. Ama eşimi ve eşimin babasını kan tutarmış.
Ömrümden ömür gitti resmen. EEG çekimi sırasında çekim uzun sürünce uyku saati de geldiği için uyuyakaldı. Uyur vaziyette okula bıraktık. Simdi işyerimdeyim ama elim ayağım tutmuyor. o anda çok sakindim, tek tek ihtimaller üzerinde durarak, gerekli yerlere hep yalnız götürdüm. Havale, menenjit, kalp sorunun dan tutun da lösemiye kadar ihtimaller üzerinde duruldu. Zaman öyle hızlı aktı ki benim için, bir yandan oğlum elimden tutmuş bıcır bıcır konuşuyor, ona bir şey çaktırmamaya çalışıyorum. Diğer yandan kafamı toparlamaya çalışıyorum. Her şey bitti, olay aydınlandı ama ben simdi sersem gibiyim.
Az once oglumu okuldan aldim, bir sure isyerimde birlikte vakit gecirecegiz. Okul hemsiresi ile gun boyu telefonlastim. Hemsire bir kac saniye kadar cocugun gozlerinin gormedigini ve baygin olmadigini ama sok halinde konusamayip duymadigini soyledi, ogretmeni batticon surdum, kucuk bir cizikti diyor ama surekli parmagina bakiyordu, faaliyet masasina oturdugunda boyayi eline aldi ve fenalasti diyor. Eczaci arkadasimin verdigi bilgiye gore Batticon bu tur reaksiyonlara sebep olabiliyormus.
Dusundukce neler yasadim diyorum. Oglumun saclarinda halen EEG cekimi sirasindan kalan vazelin ve pamuk parcalari var...
İlik bir dus ve uykuya cok ihtiyacim var...
Allah hepimizin çocuklarını görünmez kazalardan, hastalıklardan korusun.
Herkese sağlıklı günler...

12 Kasım 2007 Pazartesi

BALBÖCEĞİ VE 10 KASIM


Resimleri artık iyice şekillenmeye başladı. Geçenlerde çizdiği bir resim hakkında aramızda şöyle bir diyalog geçti:

- Anne baaak, resim yaptım.

-AA çok güzel olmuş, harikasın. peki bu resimdekiler kim?

- Şu benim, yanımdaki de Işıl, şu da bizim çocuğumuz. O bir kız çocuğu.

- Hımmm, Işıl ve sen yan yanasınız, çocuk biraz daha uzakta.

- Anneeee, yanında biz varız, bir şey olmaaaaaaz!!

( Bu cevabı alınca afalladım. Ardından yüzüme kocaman bir gülümseme yayıldı, yıllar sonra yapacağımız bir konuşma bu gün karşıma çıkıvermişti.)

10 Kasım anma törenlerine yaklaşık iki hafta kala öğretmenimiz 4 satırlık bir şiir verip, ezberletmemizi, okuldaki törende okuyacağını söyledi.

Şiir şöyle:

Ey sevgili büyük Ata

Rahat uyu etme tasa

Seviyoruz, seveceğiz

Bilki her an seninleyiz!

Sınıftaki seçmeler sırasında bal böceği, Ey sevgili büyük Ata kısmını yüksek sesle ve öyle büyük bir coşkuyla tekrarlamışki, öğretmeni kendisini seçmiş. Kendi ilk okul yıllarımı hatırladım. Her yıl mukahhak bir şiir okurdum. Kürsüye çıktığımda boğazımı yırtarcasına haykırırdım. Amcamın evi okula yaklaşık 15 dakika uzaklıktadır. Bir gün kuzenlerim, ben şiir okuduğumda evden duyduklarını söylemişlerdi. Balböceğim bu durumda birazcık bana benzemiş görünüyor.

Törene bir iki gün kala evde yemek sonrası şiir okutmaya, törene hazırlamaya başladık. İlk iki satırı gayet güzel, coşkulu okuduktan sonra, üçüncü satırda kelimeleri karıştırıyor:

-Veriyoruz , vereceğiiiizzzz

-Annecim seviyoruz, seveceğiz olcaktı, yanlış oldu.

-Anne tamam baştan:"Eyy sevgili büyük Ataaa ........ veriyoruz, vereceğiiiiizzz

-Annecim bir şey verdiğimiz yok, sadece seviyoruz diyeceksin, hani biz Atatürk' ü çok seviyoruz ya şimdi seviyoruz, ileride de seveceğiz anlamında. Haydi bakalım. Bir kez daha

Bu kez ilk iki satırı gayet güzel okuduktan sonra, üçüncü satırda duraksayıp , yüzüme bakıyor, hah oldu doğru okudu, dördüncü satır:

- Şimdi her an seninleyiz!

-Olmadı annecim bilki diycektin.

- Bilki değil anne, şimdi

- Yok oğlum " Bil ki her an seninleyiz" diye söylemelisin.

-Anne yaa hiç bilki olur mu, bilki ne demek (bilki derken aynı tilki der gibi söylüyor :) ) Doğrusu şimdi olmalı bence.

- Hayır annecim bil kiii, yani bilmekten geliyor, bil! bilmece bilmek gibi, öğrenmek gibi, bilki her an seninleyiz. Hatta bak şöyle okumalısın, elini sol tarafa kalbinin üzerine götürerek okursan çok anlamlı olur. Çünkü Atatürk, kalbimizde ve sen şiirinde Atatürk' e kalbimizde olduğunu bil! diyorsun. Anlaştık mı?

Tören sabahı okula giderken yol boyu şiirini tekrarttırdım, son satırda elini kalbinin üzerine götürp, bittiğinde selam verecekti. Okula varmadan çiçeğimizi aldık. Sabah kahvaltılarını yedikten sonra okul önünde sıra oldular, tren gibi dizilip, hep birlikte Atatürk büstüne gittiler, herbiri büste çiçek koydu, Atatürk' e marşlar söyleyip, öpücük gönderdiler, el salladılar.

Sıra okunacak şiirlere geldi. Ben gözlerim dolu dolu izledim töreni, kocacım da benimleydi, bol bol fotoğraf çektik. Kürsüye arkadaşı yiğit ile birlikte çıktı. Ortalığı çınlatan bir sesle başladı. Üçüncü satırda göz göze geldik, nefes aldı ve devam etti. Doğru okudu. Sonunda da güzelce selam verdi.

Öğleden sonra Atatrürk müzesini ziyarete gittiler, dönüşte bize müze ile ilgili izlenimlerini anlattı. Atatürk' ün kayığını ve kullandığı bazı özel eşyalarını görmüşler. Gün boyu Atatürk hakkında konuştuk. Oğluma geçmişi o karışık, çalkantılı günleri, ülkemizin vahim durumunu anlatıp, sonra Ata' nın bir güneş gibi ülke kaderine doğuşunu ve zafere giden yolu anlayabileceği cümlelerle özetlemeye çalıştım. Odamızın duvarına kendi seçtiği bir Atatürk resmini birlikte astık. Malesef bu güne baktığımda, duyduğum utancı ve kahrolmuşluğu oğluma ifade edemiyor, duygularımı gizlemeye çalışıyorum :(

7 Kasım 2007 Çarşamba

DİŞ YAPIM ÇALIŞMALARIM

Karşıma bir iyilik perisi çıksa ve kendisinden ne dilediğimi sorsa şu günlerde verecek tek cevabım var: Mükemmel dişler!!
Ağzımın içi Büyükşehir belediyesinin yol yapım çalışmalarını sürdürürken oluşturduğu manzaralara benzer bir halde. Çocukluğumdan bu yana bir ayağım hep dişçidedir.
İlk okul beşinci sınıfa devam ediyordum. Sınıf içinde gülerek koşarken ayağım takıldı, düştüm. Ağzım açık olduğu için ön dişlerimi sıranın arkasındaki demire çarptım, önden iki dişim kırıldı. Oluşan travma nedeniyle 11 yaşımda cerrahi takip ve kaplanmış dişlerle tanıştım. Zaten problemli ve zayıf olan diş yapım bu kaza sonucu iyice azıya aldı. Dişçi koltuklarından hiç uzak kalamadım.
Orta okula giderken oturduğumuz semtte evimize yakın bir diş hekimi edinmiştim. Randevu saatlerinde bisikletime atlar, haftanın birkaç gününü sahil manzaralı muayenehanede geçirirdim.
Sonra duayenim, cerrahım Tayfun Bey!! 13 yaşımdan bugüne değin benim tedavimle ilgilendi. Son derece de esprili bir insandır. Çocukluğumu, lise yıllarımı, nişanlılığımı, gebelik dönemimi… bu dönemlerin her birinde ben dişçide olduğumdan gayet iyi bilir. Beni her görüşünde yanımda bulunanlara espriyi patlatır: “En iyi hastamdır, beni hiç bırakmaz. Ağzı beni emekliliğime kadar idare eder. Hatta oğlum diş hekimi olursa ona da devreder.”
Üniversite yıllarımda özel muayenehaneye gitmek trafikte zaman kaybı yarattığından okula yakın diye kampüs içindeki diş hekimliği fakültesine gitmiştim. Stajyer bir öğrenci takip ediyordu. Sene başından sonuna kadar dişlerimle ilgilendi. Dönem sonunda, son dolgumu yaparken duygulu bir şekilde; “size öyle alıştık ki buranın, bu koltuğun dekoru gibi oldunuz, arada ziyaretimize gelin, sizi çok arayacağız” demişti. Kendisinin ilk hastasıydım, ancak öyle tecrübeli bir hastaydım ki, ilk günlerde aeratöre uygun uçları takmasına falan yardım ediyordum.
Bu günlerde tilkinin dönüp dolaşıp kürkçü dükkanına dönüşü gibi yine diş hekimi koltuklarında yerimi aldım. Az önce konuyla ilgili üç uzman hekim, diş maketimi evirip çevirip inceleyerek, masada duran röntgen filmlerime defalarca bakarak tartışa tartışa tedavi planımı oluşturmaya çalıştılar. Sonuçta son derece zahmetli ve maliyetli geçecek üç ayın sonunda üst ön dişlerimin tamamının (yaklaşık 7 diş) protez kaplamalarla donatılacağını öğrenmiş bulunmaktayım. İçinde bulunduğumuz koşullarda en iyi sonucu verecek ve beni 10 yıl kadar dişçi koltuklarından uzak tutacak hem estetik hem de kullanışlı sonucu yakalamaya çalıştıklarını açıkladılar. Oldukça da özenli davranıyorlar. Haydi bakalım yeni bir maraton süreci…
10 yıl mı??? Beni 10 yıl dişçiden uzak tutacak sonuç mu????? Gelir geçer çözümler yerine, noktalama koymak mı ?? Ben 2 yıla razıyım. 10 yıla 10 kere şapka çıkarır, 10 göbek atarım.!!
Birikmiş bayram paralarım, ilk maaşım, maaş zamlarım …vs hep ben daha elimi süremeden diş hekimlerinin pamuk ellerine bırakılmıştır. Kendim dişçi olamadım bari bir diş hekimiyle evlenseydim. Niye olmasın, model model dişler yapardı bana. Her kıyafetime ayrı renkte dişler kullanır, her davete farklı modellerle katılırdım :)))

29 Ekim 2007 Pazartesi

TERÖRE KARŞI KALEM VE AŞIK BALBÖCEĞİ

Artık iyice yükselen terör eylemleri kapsamında Türk Blog Yazarlarının tepkisini dile getirmek adına Blog Yazarları Topluluğu “Teröre karşı kalem” isimli bir kampanya başlatmış. http://blogyazarlari.ning.com/forum/topic/show?id=503295%3ATopic%3A39596 Kampanyayı ben çok takdir ettim. Linki ziyaret etmenizi öneririm.
Ülkemiz adına oldukça sıkıntılı geçen şu günlerde ruh halim öylesine karışıktı ki sürekli şehit haberlerini izleyip tv, basın ve bunların dışında erişebildiğim her türlü kaynaktan gündemi takip etmeye çalıştım. İlk günlerde işime konsantre olamaz bir haldeydim. Teröre karşı tepkimi ve duyarlılığımı bireysel olarak en etkili şekilde ifade etme arayışı içine girdim. Aylardır hasretle beklediğim yağmur bile yağarken gökyüzü ağlıyor izlenimini verdi.
Oğlumla da zaman zaman terör hakkında konuştuk. Henüz yaşı küçük ama anlayabileceği cümlelerle, dağlarda asker gibi silahlanmış teröristlerin varlığından, şehitlerimizden bahsettim. Okulda da öğretmenleri konu hakkında kısaca bilgi vermiş. Mc Donalds’ a yıl içinde en fazla iki üç kere gitmişliğimiz vardır. Geçtiğimiz hafta bir Mc Donalds şubesinin önünden geçerken balböceğim çocuk menüsü almam için ısrar edince; Mc Donalds sahiplerinin Amerikalı olduğunu ve Amerikalılar bizim askerlerimizi öldüren teröristlere yardım ettiği için bir süre onlardan alışveriş yapmayacağımızı söyledim. Yani şu an Amerikalılarla dargınız, küsüz dedim. Anlayışla karşıladı. Aslında birey olarak yapılacak birincil eylem, vatan ve millet sevgisi aşılanmış dürüst ve hayırlı evlatlar yetiştirmek.
Bu günlerde oğlumu izledikçe hızla büyüdüğünü görüyorum. Son bir yıl içinde boyu çok uzadı, boyu posu, kullandığı ifadeler, yeni kazanımları ile abi olma yolunda hızla ilerliyoruz. Cinsel kimliğine sahip çıkmaya başladı. Ben erkeğim, babam da erkek, dedem de erkek; anne ama sen kızsın diyor. Market alışverişlerimizde sakız alırken bile kendine mavi ve yeşil renklerdeki sakız kutularını seçerken benim içinde mutlaka kırmızı veya pembe renkte sakızlar beğeniyor, bana getirip bunlar senin için anne diyor. Kendi cinsiyetini keşfetmesinin ardından karşı cinsle de ilgilenmeye başladı. Kızlar ve erkekler arasındaki “ufak” farklılıkları sorup bilgilenmeye çalışıyor, bu konuda teoriler üretiyor.
Şu an sınıfta bir sevgilisi var: Işıl! Yaz aylarının başında okul çıkışı bir gün bize Işıl’ ın gelip kendisi ile evlenmek istediğini ve bunu kabul ettiğini, evleneceklerini söyledi. O günden sonra oğluşum Işıl’ ın teklifine sadık kaldı. Yakın tarihte evlenen dayısını da gözlemlediği için evlenecek kişilerin damatlık ve gelinlik giydikten sonra nikah töreni yapıldığını birbirlerine “evet” dediklerini sonra kendilerine ait bir evde yalnız yaşadıklarını bildiği için “tabiî ki büyünce evleneceğiz, daha evimiz bile yok” diyordu. Işıl oğlumu her sabah sevgilim geldi diye karşılıyormuş, bahçeye çıkacakları zaman sınıf teyzelerine, sevgilimin ayakkabılarını ben giydireceğim diyormuş. Bu yaş grubunda bir çocuğun diğerini sevgilisi olarak görmesi o kişiye güven duyduğunu ifade edermiş. Hislerini anlattıkça dinledim, konunun çok üzerinde durmadan ve abartılı tepkiler vermemeye dikkat etmeye çalıştım. Ancak bir gün Işıl’ ın annesi ile konuyu görüşme fırsatı yakaladığımda diğer annenin konudan çok rahatsızlık duyduğunu açıklaması ve kızına “eğer evlenirsen cüce kalırsın” diyerek kızını korkutma yoluna gittiğini uyunca resmen ürperdim. Sınıf öğretmenleri ile konuştum, diğer annenin tepkileri ile benimkileri kıyaslayınca öğretmeni ile paralel davranışlar sergilediğimi görünce rahatladım.
Bir gün bal böceğim Doğan, Işıl ve kendisi arasında geçen bir diyalogtan bahsetti. Doğan Işıla evlenmek istediğini söyleyince Işıl: “hayır olmaz, ben bal böceği ile evleneceğim” demiş. İşte bu diyalogun hemen arkasından bir hafta sonu oğlum rüyasında Işıl’ ı gördüğünü söyleyerek uyanıp heyecanla rüyasını anlattı: “Işıla Doğan evleniyorlardı ve bende çok sinirleniyordum” dedi. Rüyasından dedesine de bahsetti. Ben ona rüyanda biraz üzülmüşsün sanırım dediğimde üzülmediğini sadece sinirlendiğini ısrarla tekrarladı. Rüyaların gerçek olmadığını bu nedenle çok endişelenmemesini söyledim. Bu kez “hayır anne benim rüyam gerçekti, çok gerçekti” diye yanıtladı. Ardından her gün rüyasında Işıl’ ı görmeye başladı. Bir sabah kötülerin arasında kalan Işıl’ ı kılıcıyla kurtarıyordu, bir başka gün Işıla lunaparka gidiyorlardı. Işıl beklemediğim bir şekilde oğlumun bilinç altında ve gündemde yerini aldı.
Resim çizerken kız figürlerini Işıl diye tanımlamaya başladı, okula giderken Işıl’a minik hediyeler götürmeyi istedi, ayrıca gördüğü rüyaları Işıla ve sınıftaki diğer arkadaşlarına anlattığını söyleyip dönütleri bana aktarmaya başladı. Örneğin Işıl anlattığı rüyasını dinleyip hiç birşey demezken, diğer iki erkek arkadaşı bal böceğine gülmüşler. Ben yemek masasında Işıl’ ın yanına oturuyorum, sınıfta el ele tutuşuyoruz, bir kez Işıl beni öptü şeklinde anlatımlarına devam etti. Sık sık ışıl’ ın kendisinin sevgilisi olduğunu tekrar ediyor. Geçenlerde serbest resim çalışması yapmışlar balböceğim Işıl ve kendisini çizmiş, evlenmişler, bir çocukları olmuş ve resimde bir baloncudan çocuklarına balon alıyorlardı.
Anne ben Işıl’ ı seviyorum, dediğinde, Işıl ı ben de seviyorum, ben senin diğer arkadaşlarını da çok seviyorum diye cevaplıyorum. Ama ısrarla, ben Işıla evleneceğim için sadece Işıl’ı seviyorum diyor. Sanırım artık görmezden gelme, sadece hislerini dinleyip paylaşma dışında bir şeyler yapmam gerekiyor. Öğretmeni ile konuştum, sınıf içinde sürekli olarak Işıl’la birlikte olmak istediğini ifade ettiğini söyledi. Ancak yine bunun doğal bir süreç olduğunu da ekledi. Artık her yerde Işıl var, rüyalarında, çizdiği resimlerde, oynadığı oyunlarda… Konu ile ilgili bir kitap buldum, en kısa zamanda alıp okuyacağım. Kitabın ismi “Beş Yaşında Aşk”

16 Ekim 2007 Salı

BİR BAYRAM DAHA GEÇTİ

Ekim 16, 2007 -
Bayrama bir hafta kala Balböceğim “Anne, biraz bayram hazırlığı yapalım” dedi. Ben afallamış şekilde, “bayram hazırlığı mı? Ne yapalım oğlum” dediğimde bu akşam ben oyuncaklarımı toplayayım, sen evi süpür, sonra da pikniğe falan gidelim dedi. Gülümseyip olur dedim. Ancak o akşam oyuncaklarını topladı mı ? hayır!

Bayram öncesi alışverişim son haftaya kaldı. Bu yıl Bal böceğimin geçen sene mevsim sonu aldığım hiç giyilmemiş bir kadife pantolonu vardı. Onun üzerine sadece bir gömlek almayı düşünmüştüm. Annem bu yıl zekat ve oruç fitresi paralarını çevresindeki düşük gelirli ailelerin çocuklarına bayramlık alıp, erzak yardımı yaparak ödemeyi seçti. Kendisi çarşıya çıkmaya fırsat bulamayınca bu çocuklara bayram giysileri alma işi de bana kaldı. Annem sağ olsun telefon deyip, bir yedi yaş erkek çocuk, bir 9 yaş kız çocuk ama sen 11 yaş için al, elbise ve etek istiyormuş şeklinde açıklamaları ile beni yönlendirdi. 3 çocuk için alışveriş hiç kolay değilmiş. Kız çocuk garson boya giydiği için gittiğim çocuk mağazalarında ona uygun bir şey bulamadım. Güzel kızın elbise ya da etek isteğini yerine getirebilmem için peyce dolaşmak durumunda kaldım. Sonunda eteklerinde çiçek ve kelebekler olan pembe şirin bir kadife etek alabildim. Diğer erkek çocuk için de oldukça içime sinen giysiler aldım. Son olarak oğluma bir gömlek seçip alışverişi tamamladım. Eve döndüğümde saat sekizi geçiyordu. Sadece oğlumun pantolon rengi ile gömleğin renkleri hiç uyuşmadı. Daha iyi bir tercih yapabilirmişim ama diğer çocuklar için öyle özenip gezdim ki oğlum arada kaynayıvermiş..

Bayrama iki gün kala, bal böceğime öğretmeni bayramda toplayacakları şekerleri koymaları için kartondan bir şeker çantası yaptırmış. Üzerinde patates baskısı yapmış. Yağıza pantolonunu ve gömleğini, çoraplarını, yeni iç çamaşırlarını bunlar senin bayramlığın diyerek verdim. Güzelce dolabına yerleştirdik, giysilerinin yanına şeker çantasını da ekledikJ

Bu yıl bayramın ilk gününü İzmir’de geçirdik. Kociş bayram namazındayken, kayınvalidemin evvelki yıllardan tembihlerini yad ederek erkenden uyandım, kahvaltı masasını hazırlayıp namazdan dönen kocişi karşılayıp, bayramlaşıp, bayram harçlığımı aldım. Bal böceği de uyandı, neşeyle “anne şimdi bayram mı?” diye sordu. Birbirimizle tekrar bayramlaştık, oğlumuza nasıl el öpüleceğini öğrettik. Efendi bir şekilde babasının elini öptü. Ramazan ayı boyunca babayla birlikte kahvaltı yapamıyorduk. Ailece kahvaltı sofrasına oturmayı özlemişiz. Güzelce kahvaltımızı yedikten sonra oğluşa duş aldırıp giydirdim. Giyinmiş oğluşumuza bakıp, ne kadar büyümüş olduğuna bir kez daha şaşırdıktan sonra fotoğrafını çektik oğluşun. Gece şehir dışına kayınvalidemin yanına gitmeyi planladığımızdan İzmir’ deki bayram ziyaretlerini hızlıca tamamlamamız gerekiyordu. Önce anneanne ve dedeye gittik. Sabah kurulmuş olan kahvaltı sofrası çocuklarla birlikte yenmek üzere öğle saati olmasına rağmen halen bekliyordu, hemen erkek kardeşimi de çağırıp hatır için ikinci kez kahvaltı yedik. Ardından teker teker diğer akrabalarımızı dolaştık.

Bal böceğime haydi bakalım büyüklerle bayramlaş dendiğinde askerlerini selamlayan komutan edasıyla ayağa kalkıp yüksek sesle “bayramın kutlu olsun!” deyişi bizleri çok güldürdü. Bayramdan önce hazırlamış olduğu şeker çantasını yanından hiç ayırmadı. Her evden aldığı şekerleri itinayla çantasına koyup, biriktirdi. Büyükler kendi elleriyle yaptığı şeker çantasına hayran kaldılar.

Bal böceğimiz bu yıl “para” nın ne işe yaradığını iyice anlayıp belleğine yerleştirmiş. Kendisine uzatılan bayram harçlıklarını neşeyle kabul edip cebine yerleştiriyordu. Zaman zaman bu tavrından çekindim, oğlum harçlığını havada kaparken ben fonda “ne gerek vardı?” gibi cümleler sarf ederken bana dönüp “ Anneee hayır, gerek var, çok paramız olsun” deyince iyice afallayıp, hiç ses çıkarmamaya karar verdim.

Bayram ziyaretlerimizin içinde en çok anneannemi ziyaretten keyif aldım. Tıpkı çocukluğumda olduğu gibi dayım, teyzemler, çoluk, çocuk hepimiz bir araya geldik. Bol bol sohbet edip güldük. Anneannem her birimize bakıp damatlarına, bunların hepsi benden, hepsi benim dalım kolum deyip her birimizle bir kez daha övündü.

Gece yola çıktık, kayınvalideme gittik. Onunla da bayramlaşıp gönlünü yaptık, nefis ev baklavalarından yedik, ertesi gün kocişin diğer akrabalarını ziyaret ettik. Klasik ev gezmeleri, hal hatır sormaların sonu gelmeyecek sandım: Nasılsın kızım?

- İyiyim teşekkürler.

- Beyin nasıl?

- Allah’ a şükür o da iyi.

- Oğlun nasıl?

- O da büyüyor işte. Ardından hemen yanımda oturan kocişe dönerek:

- Nasılsın oğlum?, karın nasıl iyi mi?, Oğlunuz nasıl?.......... Ne anlamsız bir sohbettir bu ve eşimin memleketinde de halen çok yaygın.

İkinci gün gece nişan davetine katılıp kurtlarımızı döktürdükten sonra ertesi gün öğleye doğru Çine’ye gidip kocişin anneannesi ve dayılarına bayram ziyaretimizi tamamladık. Orada oğlum bol bol inek ve buzağı sevdi. Hiç korkmadan koskoca ineklerin yanında dolanıp, buzağılara nasıl eliyle ot yediriyor anlamıyorum. Youn bir trafik eşliğinde evimize gece sekiz gibi döndüğümüzde eve yerleştirmem gereken bahçelerden toplanmış hormonsuz, ilaçsız sebzeler, yıkanacak bir yığın çamaşır vardı.

Sonuç olarak yorucu ama oğlum adına bayramlık giysilerini giyme heyacanını yaşadığı, bol bol şeker biriktirip bayram harçlığı topladığı, akrabalarımızla kucaklaşıp el öptüğü, büyüdüğünde hafızasını yokladığında eski bayramları ben de gördüm, yaşadım diyebileceği bir bayram yaşatmaya çalıştık. Allah hep beraber nice bayramlara ulaşmamızı nasip etsin!