13 Ocak 2008 Pazar

DEĞİŞİKLİK ZAMANI

1- DEĞİŞİKLİK:
Yine değişiklik yaptım, çoktandır blog ismimde değişiklik yapmayı planlıyordum, ancak kendim için içime sinecek bir rumuz bulamadığımdan yapamıyordum. Bu sabah şuradaki yazıdan etkilenerek blog başlığımı değiştirdim. Sanırım bu daha iyi oldu. Rumuz konusunda halen arayıştayım.
2- EVİM EVİM GÜZEL EVİM
Nihayet ev için tasarladıklarımızı hayata geçirme aşamasına ulaştıııık. Yatak odamızdaki ebeveyn banyomuz için fayans seçebildik. Çarşamba günü usta geliyor, seramik döşeme işinden sonra sırada asma tavanlar, duşakabin ve banyo dolapları işleri sırasıyla halledilecek. Turkuaz mavi seramikler seçtik, bordürleri ise turuncu, mavi ve kırmızılı, duvar seramiklerimizde sanki uçuşan köpüklere benzer kendinden bir desen var.Neşeli bir banyo olacağa benzer. Daha önce fazla eşyaları koyuyordum bu banyoya ama artık ebeveyn banyosu olarak kullanma kararı aldım. Fazla eşyalarımın bir kısmını küçük wc yi iptal ederek oraya taşımayı düşünüyorum, diğerlerini ise ileri aylarda yaptırılacak ray dolap, vestiyer vs. içine yerleştimeyi planladım.
Asıl bomba eylemimiz: oğlumun odasını taşıdık kocişle. Oğlum çocuk odasını kullanıyordu, ancak bu oda evdeki en küçük odaydı ve yavru kuşum oyuncakları ile bir türlü sığışamadığından oyuncak sandıklarını habire salonun ortasına boşaltıyordu. Bir gün anne bana salon gibi bir oda yapsak ya dediğinde dank dediydi.Oturma odam sadece eve yatılı gelen misafirler için kullanıldığından oturma odasını yavrukuşuma, küçük çocuk odasını da yatılı misafirlere uyarladım. Küçük oda çok tıkış tıkış oldu ama oğlum geniiş bir odaya kavuştu. Odadaki kanapelerden ikili olanı balböceğimin odasında bıraktım, ona kitap okurken uzanırım, ya da arkadaşları geldiğinde oturmak için bir yerleri olsun diye düşündüm. Biz zaten salonda istihkam ediyoruz. Önce kendimizi, sonra çocuğumu düşünüp öncelik bizimdir dedim ve odalar hoopp yer değiştirdi. Fakat epeyce yorulduk, iki oda ve eşyalar tamamen temizlenip elden geçirildi, kocişim elinde tamir çantası ile karyola ve çekyatı sağlamlaştırdı, vidalar sıkıştırıldı, uygun yerlere çiviler eklendi. Sonuç iyi oldu :) Misafir odamız fazlaca küçüldü ama yarın öbür gün orası için de uygun bir şeyler düşünürüm herhalde.
3- Oğlum hastalandı. Sonunda salgından biz de nasibimizi aldık. Ateş ve öksürük başladı. Yavruşum çok halsiz, bir de ille desesiyle kalmak istedi. E çocuk o haldeyken peşinden bizde geldik, dün annemde geceledik. Tanrım bu çocuk ile dedesi arasında öyle büyük bir aşk var ki, öyle güzel bir dede-torun ilişkileri ve öyle güzel paylaşımları var ki görülmeye değer. Yavru kuşum yorgun gözler ve bebekliğindeki gibi kıpkırmızı yanaklarıyla dedesinin göbeğine yaslanmış dinleniyor, ateşi düştüğü anda neşelenip bıcır bıcır oluyor. Yavrum benim hiç hasta olmasın istiyorum.
4- Hain erkek kardeşim, hain kocamla balığa kaçtı, bir saat içinde döneriz bir işimiz var deyip tüydüler, sonradan balığa gittiklerini itiraf ettiler. Akşamın sekizi oldu daha ortalıkta yoklar. Bende oğluşumla annemlerde keyif yaptım. Oysa evde devam edilmesi gereken işlerim, şimdiye yıkanıp çoktan kurutulmuş olması gereken çamaşırlarım vardı ancak gün, zorunlu olarak keyif ve tatil gününe dönüştü.Ördüğüm şalda bayağı yol aldım, bitmesine çok az kaldı ama ipim bitti. Ee onca sök-yapa ip mi dayanır? Yüncüye de gidemedim. Bitirdiğimde bloguma ekleyeceğim, sanat eseri oluşturuyormuşçasına ördükçe keyifleniyorum. Ne yapayım örgüde yeniyim:)

7 Ocak 2008 Pazartesi

YENİ YIL VE İLK GÜNLER

Yeni yıla gireli kaç zaman oldu, ha şimdi ha yarın yazayım derken zaman bu zaman oldu. Yeni yıl gecemizden bahsetmek ya da bahsetmemek için epeyce düşündüm. Neden derseniz, batıl da olsa garip bir inancım var; yeni yıla nasıl girersem yani ruh halim nasılsa bütün bir yılı öyle geçireceğime inanırım. Başlangıçlar benim için önemlidir, bu batıl inancım da buradan geliyor. Herkes gibi güzel dileklerle girip öyle geçmesini beklemenin neresi garip ya da batıl demeyin, sanırım 2006 yılıydı, büyükşehir belediyesinin havai fişek gösterileri eşliğinde coşutturup, geri sayım yapmak için meydana yol alıp da arabayı park etmek için tek bir yer bulamayıp, ucube sokakların birine arabayı bıraktıktan sonra o ne idüğü belirsiz sokaklardan meydana ulaşmaya çalışırken yeni yıla girilmiş olduğunu anlayıp, bütün bir yılı şaşkın geçireceğim diye sinirlenmiş ve sinirlenmiştim. Bir başka sene -artık ailedekiler benim şekilselliğime alıştılar- yeni yıla bir kaç dakika kala annemi, babamı, kocişi kollarından asıla asıla salonun ortasına çekip yarı zoraki oynattırıp bu yıla güle oynaya girelim demiştim. O sene habire düğün oldu, düğünlerden illallah geldi. Öğrenciyken yeni yıla ders çalışarak girer, sonra öööyle rol yapar gibi ders çalışmayayım da bütün yıl dersleri anlamadan geçmeyim diye onbeş dakika önceden zor bir problemi önüme alır, problemi çözmeye konsantre olmuş halde yeni yıla başlayıp, içimi de rahat ettirirdim. Böylesi garip bir kişiyim işte...
Bu yıla gelince; işyerimizde kendi kendimize güzel bi kutlama yapıp öğleden sonra da üç gibi paydos etme iznini de koparmış olan bendeniz, 2008 güzel bir yıl olucak sonu bu günden belli diye sırıtarak kocişin yanına gittim. Fakat evimin direği kocacım, sanki bütün günler keseye girmiş gibi, o gün erken çıktık ya ebevyn banyomuz için fayans ve duşakabin bakma işi için gıda çarşısına gitmeyi planlamışş. Hani moralim de iyi ya olur, dedim. Oralarda iki ikibuçuk saat geçirdik ve kociş sık sık yavaş yürüyorsunuz diye sanayi sokaklarında bizden 800 m. uzakta yürüyüp, çevreden geçenlerin sapık bakışlarına ve araba kornalarına el kadar çocuğumla beni maruz bırakıp, dır dır yapmama, bizden önce girdiği seramikçiler de de bizim eve faynstan çok sevgili görümceme granit bakma işini daha çok önemsediğini defalarca sergilediği için burnundan soluyup kulağından ateş çıkarır vaziyette seramikçilerden çıkan ben hadiii artık annemlere gidelim diye yalvar yakar olmuş haldeyken, gıda çarşısından tam çıktığımız anda oğlanın ilaçlarını okulda unutmuşum, eve gidip yedek ilaçları alalım dedi, evle bulunduğumuz yer arası en az bir saat çeker, neyse eve gittik. Kociş bununla da kalmadı, milli piyango bileti alalım dedi. Daha önceki günler keseye girdiğinden alamamıştı. Yol boyu kulağında kulaklık bir yandan annesi ve kız kardeşi ile telefonda sohbet ederken önümüze çıkan ilk seyyar satıcıdan bilet alamadı, sonra yol boyu milli piyango bayisi aradık. Hangisine girdiysek, biletler tükenmişti. Fakat benim evimin direği kocacım, yılmadı, benim uğurlu rakamım 7, kendisininki 8 dir, 2007 den 2008 e girerken muhakkak bilet almalıyım, bilet bulmadan hiç bir yere gitmeyeceğim dedi. Karış karış İzmir'i dolaşıp bilet aradık. saat 21.00. civarı annemlere ulaştığımzda dırdırlarım ayyuka çıkıyordu, açlıktan da sürekli tıslıyordum.
Annemlere geldiğmizde sevgili erkek kardeşimin eşiyle 4 yıldızlı bir otelin yılbaşı kutlamasına gittiğini öğrendim, o zaman tek misafir bizdik. Ama annem bütün gün evin tadilatı nedeniyle ustalarla boğulmaktan akşama hiç bir şey hazırlayamamış, acıktım dedikçe elinde rendeleyecek gibi yapıp sık sık bıraktığı havuçları sallayarak ustalardan birini bitirip diğerini anlatıyordu. Haydin, dışarda yiyelim dedik, yoksa annemle babam birbirlerini yiyeceklerdi. Önceden deneyip memnun kaldığımız bir restauranta gittik, saat zaten 21.30 falan, aç mı açız menüden herkes bir şeyler seçti. Garsona siparişlerimizi sayıyoruz, cevap: o kalmadı, bu bitti, efendim yarın tatil ya stokları bitirmeye çalışıyoruz.Eee biz ne yiycez? neyse yiyecek bir şey bulduk, salata bar bomboş, hatta garsonlar bir an önce her şey bitsin de biz de evimize yollanalım diye başımızda bekliyor.Neyse doyduk ve çıktık. Bu da bize ders oldu, bir daha yılbaşı gecesi için özel hazırlanan yerler dışında o gece herhangi bir yere gitmeyecekmişiz !
Fiyasko bir yemek, fiyasko bir anne babayla yılbaşı gecesi geçirme fikri ile yeni yıla girdim. Saat on tam on ikide oğluma sarmaş dolaş olup camdan havai fişek gösterilerini izledim. Sonra annem esprileri ve yaptığı taklitlerle beni çok güldürdü. Eve gittiğimde yorgunluktan yarı baygın halde uyumuşum ...
2008 in ilk günleri, bal böceği ile bol bol kitap okuyoruz ayrıca bende kitap okuyorum, örgü örüyorum. Kendimi daha iyi hissediyorum. Zaman zaman karamsarlaşsamda çabuk geçiyor..

31 Aralık 2007 Pazartesi

GÜLE GÜLE 2007



Zor bir yıldı 2007, hem ülkem adına hem kendi adıma güzelliklerle beraber düş kırıklıklarının da bolca yaşandığı bir yıl, benim sağlık sorunlarım patlak verdiği anlarda tavana vuran terör, hükümetin değişimi, onlarca şehit haberleri...vs vs derken bu gün bitiyor işte...
Özellikle son iki ayında artan sağlık sorunlarım nedeniyle dibe vurdum bir çok alanda, ama son günlerinde yeniden keyif almaya başladım bir çok şeyden. Şimdi hissediyorum ki yeni bir yılda her şey çok daha iyi olucak. Tıpkı gecenin sonunda gelen aydınlık gibi, sabahları uyandığımda gülümseyerek karşılayacağım, güneşli sabahlara erişeceğim. Zor günlerde olucak tabiii, tuzsuz ve bibersiz yemek olamayacağı gibi...
Önce sağlık sonra mutluluk dolu, her şeyin gönlümüzce gerçekleşeği bir yıl geçirmemizi diliyorum.

18 Aralık 2007 Salı

ALIŞVERİŞ SENDROMLULAR

Alış veriş yapmayı çok severim. Kendime ve başkalarına alış veriş yapmak heleki sürprizler hazırlamak çok hoşuma gider. Ruhuma iyi gelir. Malum aralık ayı da hediye alma ve verme ayıdır. Kafamda oluşturduğum listelerle kandime alınacaklar, bal böceğinin alış verişi, okuldaki öğretmenlere, iş arkadaşlarıma planladığım hediyeler için dışarıya çıkıyorum. Üstelik kociş söz verdiği üzere bu ay sadece kendi giyim kuşamıma harcamak üzere belli mir miktar parayı da elime verip beni vitrin ve mağaza önlerine gönderdi bile.
Ohhh param var, kafamda türlü listeler var, alış veriş modumdayım; haydi bakalım!! diyerek yola koyuluyorum. Fakat oda ne? Uğradığım ilk bayan giyim mağazası hınca hınç dolu, gözüme bir pantolon ilişiyor, aynı anda iki kadın daha elini uzatıyor ve uzanan elerden biri askıyı kapıyor. Neyse, şu tuniğin rengi de çok hoş acep ne menem bir şey, diyerek yön değiştiriyorum. Yine aynı sendrom, aynı anda askılara uzanan bir kaç elin arasından tuniği reyondan çekip incelerken, uzanıp alamayan bayanlardan biri gözünü dikti beni izliyor. Tetikte! askıyı bıraktığım anda o alacak belli. Uyanık ol demli çay diyorum. Tunik askısıyla şöle bir kolumda dursun bir de karşı reyona ilerleyim derken, kabin dışındakıyafetinin üzerine aldığı bir kazağı geçirmeye çalışan bir bayanı şaşkın halşde sollayarak karşı reyona geçiyorum, yine bayan kalçaları ve ellerinin arasından gözüme çarpan bir kaç şey var ama ... ulaşmak... neyse bir şeye ulaştım. Fena değilmiş, ama acep üzerimde nasıl duracak? Kabinler ne tarafta? Amaniinnnn kabinler dolu, kabin önleri dolu, resmen kuyruk var, aynaların önleri giyilip çıkarılmış giysilerle dolu. Bazı hanımlar giyilmişlerin arasından kıyafetler seçip oracıkta denemeye uğraşıyor. Hatta hanımlardan biri yaklaşık 12-13 yaşındaki kızını kabin sırası bekletmeden oracıkta giyinmesi için azarlıyor, kızı kabul etmiyor, cıngar çıktı çıkacak. Ayyyy içim daraldı. ben çıkıyorum. Başka bir alış veriş markezine gideyim diyorum ama tüm bayan mağazalarında aynı kabus. Erkek mağazaları biraz daha sakin ve uygarca yamyam gibi alışvveriş yapanlar azınlıkta. Eşime bir kazak alıyorum, bir pantolon. Ayyy yoruldum iki şey almakla.
Kendime henüz bir şey bulamadım. Bulamam tabiii çünkü bakamadım, buldum, deneyemedim. Neyse demli çay, paran da hazır varken vaz geçme, haydi sabahki alış veriş moduna tekrar bürün neşeli neşeli virtin bak, haydi bir şarkı mırıldan diyip yine yollanıyorum mağaza önlerine. Yok yok yamyam bu kadın milleti. Nasıl da asılıyor elimden kadın, mankenleri inceleyim bari, e anacım mağazalardaki tüm mankenler üst üste giydirilmiş. Örneğin incecik yarım kollu bir gömlek içine boğazlı bir bluz , üzerine kemer. Ver her birinin fiyatı 39-45 arası. İyi de hiç biri kışlık değil bunların. Neyse o zman tek parça için 44 ytl gözden çıkmalı. Nakit indirimi yok, kredi kartına bölüyorar. Ben nakit alıcam, iyi de fiyatlar öyle yüksek ki altını alsam üstünü de alsam para kuş kadar kalıyor, sekiz kazak parasına mı çalışıyoruz yaniiii. Bu ne bir kazağa bu kadar para verilir mi. Her yerde uçuk rakamlar, kalite az ve yam yam gibi alış veriş yapan, biribirini hırpalayan, ezen bayanlar. satılan ürünlewr ise neredeyse çul.. Modern giyinmeyi severim ama bu fiyatlara bu kalite düşündürüyor.
Bir daha hafta sonu alışverişe falan çıkma demli çayyyy, eve dönüş ayrı bir kabus. Her yer insan ve araba kaynıyor. Karanlık ççktü. Hah biraz sakince bir mağaza gördüm, vitrini güzel, satılanlar tarzıma uygun ve en önemlisi sakin. İçeriye giriyorum. AAAAA joker bir elbise görüyorum. Siyah triko hafif dekolte ama hanım hanımcık bir elbise. Tezgahtara denemek istediğimi söyleyip kabine giderken, af edersiniz katana gibi bir hanım, hani şöyle -çok af edersiniz sözüm meclisten dışarı- bel oyuntusu kalmamış, baldırlar, bel ve göğüsler aynı genişlikte genç bir bayan, elimdeki elbiseye bakıyor, ama taviz vermeden kabine girip giyiniyorum. Çıktığımda aynı bayanı lila rengi bir tunik giymiş aynaya bakarken gördüm, bende yanındaki aynadan kendime bakarken, bayan soruyor:"Üstümde nasıl durmuş?" Bayana dönüp kıyafetini inceledikten sonra fikrimi söyledim, onu çıkardı başka renk giydi ya bu nasıl diye sordu, bu da iyi dedim, ama ilk giydiğinizin rengi de size çok yakışmıştı dedim. Cevap: onu zaten alıcam. Ben aynada elbsem hakkında karar verene kadar bahsettiğim bayan iki üç parça daha giysi denedi ve her birinde fikrimi aldı. Canım hanımcığım ne diyeyim, giydiğiniz her giysiden göğüsleriniz öne fırlıyor, göbek sonrası düğmeler zor kapanıyor, kalçanız çıkıyor diyemiyorum. Üzerinde biraz daha iyi durana bu daha iyi diyorum. Vallahi aldığı her parça 60-110 arası fiyatlarla sayabildiğim sekiz, dokuz parça ürünü aldı.Gitti. Bendeniz de hemen elbisemi çıkarıp kasaya gittim ve bir cümle söyledim: Alıyorum!
Alış veriş için uygun saatler hafta sonu gündüz 10-12 arası ve gece karanlığının çöktüğü akşam yemeği için uygun saatler. Bizzat denenmiştir. Kazara diğer zamanlarda alış verişi dnerseniz, ezilme, hırpalanma, moral bozukluğu...benzeri durumlarla karşı karşıya kalabilirsiniz. Benden söylemesi...

YAN ETKİ...

Zorda kalmadıkça ilaç kullanmayı sevmeyen biriyim. Kulak rahatsızlığım patlak verdiğinden beri ne zaman sorun yaşadıysam türlü ilaç kombinasyonları denendi. Kullanılan ilaçlardan her birinin yan etkileri bende muhahkak gözlenir, gözleniyor. Şimdi yine aynı şekildeyim yani prospektüste ilk sırayı alan yan etkilerin her biri mevcut. İlki sinirlilik, ikincisi uykusuzluk :( üstelik aldığım ilaçlar malesef tedavi edici değil de destek ilaçlar oluyor ve muhtemelen de yan etkilerinden faydalanmak için veriliyor. Yani içtiğim ilaçların etki meknizması öncelikle sinir sistemi üzerine oluyor. Böylece tahammülsüz, sinirli, alttan almayan, Allah'ın sopası yok ama demli çay var babında biri oluveriyorum. Her zaman olduğumun dışında ilaçlarla yönlendirilen bir ben, Dr. Jeykıl. Ve bu durum bir kaç senedir böyle, hatta böyle süreceğe benzer.
Hafta sonu akşam yemeğei için sofrayı hazırladım, içeriye seslenip yemeğin hazır olduğunu bildirdim. Çorbaları servis tabaklarına aldım, yemek hazııır herkes sofraya duyurusunu tekrarlayıp, çorbaların tabaklara konduğunu ve hemen mutfağa gelmelerini yineledim. Mutfaktan kafamı çıkarıp oturma odasına baktığımda kocişin elindeki pinpon topunu attığını bal böceğinin onu yakalamaya çalıştığını gördüm. Çok eğleniyorladı. Duyuruyu tekrarladım üğçüncü kez ve kimse mutfağa gelmedi. Neşeyle oynuyorlar. Rüzgar gibi odaya daldım, prizden tv. nin fişini söktüm, sobayı kapattım, ışığı söndürdüm ve hemen mutfağa geliyorsunuz dedim. Sinirle masadaki yerimi alınca ikisine dönüp, gözlerimden kıvılcımlar saçarak: Bundan sonra size ilk seslenişimde mas başına geliceksiniz, defalarca size seslenmiycem dedim. Bir kaşık çorba aldım. On dakikadır size çorbaları tabağa koyduğumu söylüyorum, işte soğumuşlar dedim.ikisi de kuzu kuzu masaya oturup soğuk çorbaları kaşıklarken, yemek saati yemek yiyip, oyun saatinde oyun oynayın dedim. Kociş o anda , sen buna yemek saati mi diyyorsun, saat sekiz buçuğu geçiyor deyince :"öyle miiii, haklısın senin için uyku saati!!!" diye bağırdım. ikinci rüyanı gördüğün saatte yemek yediğin için sen özür dileyecek değilim dedim. O sırada bal böceği "anne kakam geldi" dedi. Ona dönüp "sen de her yemekte muhahkak wc. ye gidiyosun, haydi koş bakalım tuvalete dedim. "Sen götür anneee, sen götür" dedi. "Kendin tuvalete gidebliyorsun bal böceği, şu anda yemekteyiz ve bir an önce yemek yemek istiyorum" dedim. Işığı aç anneee, sen götür anneeee" diyen bal böceğimi kucakladığım gibi tuvalete götürürken, "küçük bey bundan sonra tuvalet ihtiyacını yemekten önce ya da sonra gider!" diye tembihledim. "Ama anneee napayım, çok yemek yiyorum, yemeklerin hepsi karnıma gidip kaka oluyor, napayım, şimdi geldi dedi" Bu işi bir düzene sokmalısın, dedim. Yemekten önce tuvalate gidip, tuvalat ihtiyacının olup olmadığını kontrol edersen iyi olur şayet yemek sırasında gelirse biraz tutmayı öğren dedim.
Diğer zamanlarda içeriye seslendikten sonra sakin kalır, baktım gelmiyorlar mı, kendim yemeğimi yer, onlar ne zaman yerlerse yesinler diyebilirdim. Ya da kendim yer sofrayı da toplar, hani bize yemek sorusu geldiğinde onlara gerekli uyarıyı yapardım. Ama postun başında bahsettiğim gibi ilaç aldığım sürelerde böyle lafını kimseden esirgemeyen, öfkesi burnunda biri oluveriyorum. Benim dışımda biri olup yaşananlara seyirci kalıyorum neredeyse. hani diyorum şu kulaklarıma ne olacaksa olsa da ben de kurtulsam... İlaç milaç bööö geldi. Bir de bu ilacı düzenli olarak bir yıl almam gerektiğini duyan kocişin tavrı görülmeye değerdi :)))
Neyse en azından işitmem daha iyi durumda ve yok sinirliyim yok şöyleyim böyleyim diye dr. kapısını aşındıracak hallerde değilim.