10 Ağustos 2007 Cuma

TEYZE OLDUUUUUMMMMM

Ağustos 10, 2007 -
Tam 42. haftaya girecegi gun bizim minik prensesimiz dunyaya geldi. Dogum oldukca zor oldu cunku Turkiye' deki uygulamalarin aksine burada hekimler olabildigince mudahale etmeden her seyi dogal akisina birakiyorlar. Böyle olunca da anne ve bebege cok is dusuyor. Ben ilk kez normal doguma tanik oldum.

Kizkardesimin suyunun patladigi gece dogru hasteneye kostuk, NST' ye baglayarak bebegin kalp atislarini ve rahimdeki kasilma ile sanci seviyelerine baktilar. Agri on dakikada bir geliyordu ama ebe dogumun en yakin 10-15 saat sonra baslayacagini bu durumda annenin dinlenmesinin daha uygun olacagini söyledi. Elimize iki agri kesici ve bir sakinlestirici verip, gönderdi. Anne adayinin yatip uyumasini, sabah sekizde hastanede olmamizi soyledi ki o sabah saat sekiz için zaten önceden alinmis randevumuz vardi. Gece ikide eve dönduk, kardesim tarif edildigi gibi ilaclarini icip yatti, ama ilaci icince bir kalp carpintisi baslamis ve uyumamis hic, sabah sekizde resmen sarhos gibi uyandi, hastaneye gitigimizde bu durumu devam etti, gozunu acamiyor, kelimeleri toparlayamiyordu bu halde nasil dogum yapacak diye endiselendik hep. O gun boyunca kardesim sanci cekti ancak sancilarin daha da siklasmasi gerekiyordu, bizi son derece konforlu bir odaya aldilar, burasi ayni zamanda dogumun gerceklesecegi odaymis. Baska hicbir hastayla karsilasmadan gerceklesti dogum. Bilindigi uzere bol sancili, ciglikli bir dogumdu. Ebe ve hemsireler herkes cok guler yuzluydu. Anne ve baba ile surekli konusarak onlara yardimci oldular, doguma bende girdim. Bebek suni sanci ile dogdu ve vakumla alindi.

Bebek dunyaya gelir gelmez daha göbek bagi bile kesilmeden annenin karni ile gogsu arasina biraktilar bebegi orada uzun sure agladi, henuz hicbir kontrolu yapilmamisti ve annenin islemleri devam ediyordu, bebek bir sure sonra yalanmaya basladi, ciplak ve kanli sekilde yaklasik bir saat kadar annesinin gogsunde durdu. Biz usuyecek diye endiselenince dogum ekibi onu en iyi isitacak seyin anne sicakligi oldugunu soylediler. Doğumdan bir sat kadar sonra babasi bebegin göbek bagini kesti, ondan sonrada bebek ayni sekilde annesinin kucaginda kaldi, kardesim saskin saskin bebegi sevdi, konustu, o anda tum agrilarini unuttugunu soyledi. Bense ikisinin ilk anlarini kameraya almakla ugrastim. Bebek annesini emene kadar kimse mudahale etmedi, ne bebegi giydirdiler, ne de ilk kontroller yapıldı. Yaklasik iki saat kadar durum böyle surdu. Bebek sakinlesti, annesini emdi, cok sasirdim, gozlerini acip annesine bakti hatta, kafasini bile tutmaya calisiyordu.

Sonra bebek guzelce temizlendi, boyu kilosu ölculdu, giydirilip yeniden annenin kucagina birakildi. Annenin ust kismini bebek sicakligini iyive duyabilsin diye ciplak tutturdular. Bebegimiz kus yavrusu gibi gorunuyordu. Anne ve bebek o anda birbirlerine iyice alisip baglandilar, bebegi ne zaman annesinden almak istesek agladi, annesinin gogsune dayadigimizda sustu.

Simdi kardesim de prensesi de gayet iyi ve sagliklilar. Bebegimiz dunyada gördugum en sevimli bebeklerden biri, cok komik mimikleri ve cadi gibi aglayisi var. Yarin hastaneden ayrilip eve gelicekler. Teyze olmak cok guzel bir duyguymus....

31 Temmuz 2007 Salı

NORRKÖPING'TEN SELAMLAR

Temmuz 31, 2007 -
28 Temmuz´dan beri buradayiz. Balböcegimile ilk yutrdisi seyahatimizi ve ilk ucak yolculugumuzu gerceklestirip geldik. Kocacimdan ayrilmamiz kolay olmadi' balböcegi ile defalarca sarilip kucaklastilar. Endiselerimin aksine yolculugumuz cok iyi gecti, en cok Munih havaalindan aktarma yapacagimiz icin korkuyordum, alman polisleri cok yardimseverdi, orada da unuttum sandigim almancam imdada yetisti ve bulbul gibi sakidim resmen. Cep telefonum avea hatti oldugundan ve sag olsun avea sirketi telefonumu yurt disina acma islemlerini gerceklerstiriken orada sebekenin olmadigi konusunda hicbir uyarida bulunmadigindan yolculuk sirasinda hic kimse ile haberlesemedim. En buyuk korkum kizkardesimin dogum sancisinin baslamasi ve herkesin hasteneye kosmasi nedeni ile hic kimsenin hava alanina bizi almaya gelmemesiydi. Neyseki yegenim uslu uslu bekledi teyzesini, hatta simdi artik dogabilirsin dememize ragmen tik yok.

Ucus sirasinda balböcegimle pencereden disariyi izledik, bulutlarin icinden gecmek ve yeryuzune o kadar yuksekten balmak cok ilginc geldi ona. Sikildigi zamanlarda boyama yapti, cantamdaki sekerlemelerden atistirdi, kulaklarimiz tikanmasin diye bol bol sakiz cignedik. Yarim saat uyudu ama inise gectigimiz icin uyandirmak durumunda kaldim, sabaha karsi evden cikmamiza ve uykusunu alamamis olmasina ragmen kolayca uyandi ve cek cekli valizi asilarak bana yardimci oldu hep. Etrafindakilerle israrla turkce konusarak anlasmaya calismasi oldukca komikti, diger insanlarin tipki ingilizce cd' lerdeki gibi konustugunu söylediginde cok guldum. Munih havalimaninda iscev ucagini beklerken birlikte kahve icmeye bile zamanimiz oldu. Isvec' te stockholm havalimanina indikten sonra Norrköpinge araba ile yaklasik iki saatte gidiliyor. sag olsun kizkardesimin kizi bizi karsiladi, yol boyunca her 500 metrede bir mc donalds istasyonlari karsimiza cikinca sasirdim. Sonra bir alisveris merkezine girdik, her sey öyle tanidikti ki, örnegin erzincan kasari, gazi yogurdu, bulgar peyniri, knorr köfte harci ustelik ambalajlari da turkce. Vaaayyy dedim ve ulkemle gurur duydum.

Isvec cok guzel bir ulkeymis. Kizkardesimle bol bol özlem gideriyoruz simdi. Karni burnunda olmasina ragmen bize sehri gezdirmeye calisiyor hep. Burada yesilin her tonunu görmek mumkun, harika bir dogasi var, ömrum boyunca görmedigim manzaralara sahit oluyorum. Burada sokaga ciktigin anda doga ile ic icesin, deniz, orman bir arada. Ulkemiz icin cok uzuluyorum, ucaktan bile collesmeye dogru gidis acikca görunuyordu, kuresel isinmaya karsi cok daha bilincli davranmak ve alinan önlemlere elden geldiginca katkida bulunmak gerekli, durumumuz oldukca vahim.

Burada kentlesme , altyapi her sey oturmus durumda. Insanlari da cok sevecen, her karsilastigim hej! diyerek ismini söyleyip, tokalasiyor. Her apartmanin alt katinda buyuk kazanlarda cöpler ayristiriliyor, cöpleri cinslerine göre ayri ayri kazanlara atiyorsun, yine her binanin alt katlari buyuk otopark, sokaklarda park etmis arabalara cok nadir rastlaniyor o yuzden.

Engelliler ve yaslilar icin her sey dusunulmus. Özellikle yaslilar bizim alisveris sepetlerine benzer arabalara tutunarak surekli yuruyus yapiyorlar ve cok da saglikli gorunuyorlar.

25 Temmuz 2007 Çarşamba

Tavsiye

Temmuz 25, 2007 -
Türkiye Genel seçim için sandığa gitti, 23 Temmuz sabahı yeni bir güne uyanıldı ve bir çoğumuz için yaşamın gerçekleri şaşkınlık, yanılmışlık durumları oluşturdu. İkilemlerin arasında kalmış ve aklı selim bir davranış biçimi yakalamaya çalışırken bulduk kendimizi… AKP böyle bir oy oranı almayı hak etmemişti…

Okuyun derim:

http://www.kuvayimilliye.net/detay.php?id=3030

11 Temmuz 2007 Çarşamba

DEĞİŞİKLİK

Temmuz 11, 2007 -
Geçenlerde yanlışlıkla blog şablonumu yok ediverdim...

Her şeyi yeniden oluşturmam gerekiyordu, deneme yanılma yöntemiyle şablon bilgilerimi iyice tazeledim, güncelledim. Elim değmişken bir çok şeyi yeniledim.

Ne zamandır blog başlığını değiştirmek istiyordum. Kavak yelleri dizisi yayına girdiğinden beri karışıklık oluyordu. Fakat ne zormuş insanın kendine özgü başlık, takma isim bulması, kendini bir kaç kelimeyle tanımlaması.Eski insanlar ne yaratıcıymış, hep bunu düşündüm. Eskiden her ailenin bir lakabı varmış bazen de kişiye özel takma isim kullanılırmış. Anneannem halen kullanır bunları, eskiden tanıdığı birisinden bahsedecekse bana çok ilginç gelen bu lakapları da ekler muhakkak, mesela Cip Osman, fötr hasan, karabacakların bilmemkim, kerteler, hamıraşı... Yani yaratıcılık süper...

Bende kendime rumuz ya da takma isim aradım durdum, terzi kendi söküğünü dikemezmiş hesabı başarısız oldum, sonunda demli çay olması kararını verdim. Demli çay, açık çay kadar sağlıklı değildir. Ama insanı kendine getirir, uykuyu açar. Bazen bir bardak çayın eşlik ettiği keyifli anlar vardır: Örneğin serin bir ağaç gölgesinde, denize karşı bir terasta, ya da kordonda salaş bir cafede içilen bir bardak çayın keyfi başkadır... Demli çay da bu düşünceden doğdu işte.

Elim değmişken isimleri de kaldırdım, sembolize isimler kullanıcam artık, tamamen güvenlik amaçlı, ileride başım ağrımasın diye, resmimi de kaldırarak işe biraz gizem kattım. Değişiklik iyidir derler, görücez bakalım...

20 Haziran 2007 Çarşamba

NE ZAMAN BÜYÜDÜM BEN ANNE?

Epeydir yazamıyorum, yazmam, anlatmam gerekenler hayli birikti kafamda ama son günlerde değişen ruh halim nedeniyle yazacaklarımın önüne başka şeyler geçiyor. Öyle ki şu anda fonda Erol Evgin'in "işte öyle bir şey..." şarkısı da varken ... Bu parça alıp götürüyor beni .... Evet her dinlediğimde beni alıp götürüyor buralardan ve gözlerim doluyor, ardından Belkıs ÖZENER'den "Nasıl geçti habersiz " çalıyor, parçanın önüne Tarık Akan ve Hülya Koçyiğitin birlikte oynadıkları bir türk filminden repliği de var, göz yaşlarımı tutamıyorum.

Bekarlık yıllarım... sanırım liseye gidiyordum, süslü teyzoşumda sanırım benim yaşlarımdaydı, ev kalabalık annemin diğer kızkardeşleri de var. süslü teyzoşum eskilerden kalma fotoğrafa bir üne bakıyordu.Aalbümün ilk sayfaları siyah beyaz sonra renkleniyor, anne ve babamın gençliği, sonra bizim küçüklük fotoğraflarımız var, süslü teyzoşun oğluşu ise aşağı yukarı balböceğim kadar, halının üzerinde oynuyor. Teyzem sakin sakin albümün yapraklarını çeviriyordu, başını bize çevirdiğinde gözleri sırılsıklamdı, babama döndü, sanki o gün babamı ilk kez görüyormuş gibi "enişteee, senin saçların ne kadar beyazlamış" deyip ağlamayı koyuverdi."İşte öyle bir şey" fonda ve ben yine bu sahneyi hatırlıyorum teyzemin göz yaşlarını hatırlayıp benim ağlayasım geliyor :"hani eski bir resme bakar ya insan, hani yılları sayar da birden, gözleri dolar aniden.. işte öyle bir şey..." Hayatımdan kesik kesik sahneler geliyor gözümün önüne,bugüne dönmek istediğimde sadece balböceğimi hatırlıyorum, oğlum dört yaşımda şimdi ve bana ait bir çocuk, ne zaman büyüdüm ben???

Bir sürü şey geliyor aklıma, dün akşam gruptaki kızlarla iş çıkışı buluşması yaptık. Kızların çoğu bir kaç yıllık arkadaşım yılda bir kaç kez toplanıyoruz. Ben epeydir katılamamıştım buluşmalara. Dün çok keyifli saatler yaşadık.Sohbetimize kahkahalar eşlik etti. Oradaki arkadaşların çoğunu hamilelik döneminde edinmiştim, şimdi aşağı yukarı yaşıt çocuklarımız var. eski buluşmalarımızı yad ettim içimden koca göbeklerimizle doğum şeklimizin ne olacağı, hangi dr.un sezaryen, hangisinin normal doğuma yönlendirdiği baş konumuzdu, sonra kucaklarımızda bebeklerimiz bu kez koca göğüslerimizle toplandık , bu kez ek gıdaya geçenler, kimin çocuğu neyi yiyor muhabbeti vardı, sonra bezden kurtulma manzaraları. Dün akşamsa biz 4 yaş çocuğu olan annelere şöyle bir baktım da her birimiz bakımlıydık, artık saçlar ya boyalı, röfleli, giyim tarzımız oturmuş, spor giysiler üzerimizde, çocuklarımız ya anaokulu ya da kreşe devam ediyor, yani diyeceğim bir çok şey oturmuş artık hayatımızda, çocuklarımız bireyselleşmiş. Hatta dün konuşulan konular:" yıl sonu müsamereleri, çocuklarımızın ilk aşkları, karşı cinsi keşifleri ve tutumları..."

Gerçekten aşmışız bir çok şeyi.... Bu arada tam şeftali yerken, hani şöyle elinizde meyve tabağı ve sulu sulu bir şeftali suyunu toparlamaya, akıtmamaya çalışarak yenirken, özellikle yarık bir şeftaliyse birden şeftaliyi ısırmak üzereyken bir böceciğin yürüdüğünü görüverirsiniz ya. işte ben buna sinir oluyorum, bu arada bunu da belirteyim. Hatta o böceğin şeftalinin muhtelif yerlerinde ayak izinin bulunabileceğini düşünüp ... yani şeftali keyfim yarım kalıyor ve her şeftali yiyişimde aynı manzara tekrarlanıyor. Bu arada ben blogumun isimini "şeftali böceği" şeklinde değiştirsem mi??? hatta şöyle de yazarım "ben bir şeftali böceğiyim... Sürpriz şekilde pembe bir şeftalinin üzerinde aniden... vs vs. neyse fena fikir değil gibi...

Bu postta aslında Cansunun iyileştiğini, bu süreçte hayatın inişli çıkışlı temposuna ayak uyduramayan bünyemi, son günlerdeki ilaç kombinasyonlarımı falan yazacaktım... onlar da başka postta artık. Sevgiler...